ÇOCUĞUNUZUN İLK YILI
Çocuğunuzun hayatının ilk yılında güven duygusunu geliştirmesi sizin davranışlarınıza
bağlıdır. Güven ve güvensizlik duygularının tohumu bu evrede atılır. En ideali bebeğin
annesine veya ona bakan kişiye güvenebilmesidir. Ayrıca kendine güven duymayı da
öğrenebilmelidir.
Yaşamın ilk altı ayında ana soru ‘ Bu insanlara güvenebilir miyim’ sorusudur. ‘ Beni kim
doyuracak, bu insanların yakınımda olmalarını nasıl sağlayabilirim?’. İsteklerini dile
getiremediğinden, ihtiyaçlarını tahmin etmenizi bekler. Yardım isteğini belirten ağlamalar
karşısında kayıtsız kalmamanız önemlidir. Bunun karşıtı olarak,açlığı ve istekleri daha
ağlamadan giderilen bir bebek, yaşamın ileriki yıllarında ne istediğini bilemeyen, tatminsiz bir
birey olabilir.
Duyarlı bir anne, bebeğin güvenle bağlanmasını sağlar. Buna karşın, ihmalkar ve tutarsız bir
ilgi, güvensiz bir bağlanmayla sonuçlanır.
1 YAŞ ÇOCUĞU
Bir yaş, çocuğun kendini ve dünyasını keşfetmeye başladığı yaştır. Bir yaş çocuğunun en
karakteristik özelliği tam bir ‘ben merkezcilik’ özelliği sergilemesidir. Otonomi, yani kendi
kendini yönetme,bu yaşın en tipik karşı çıkışıdır. Çünkü bu evrenin temel görevi, bağımsız bir
birey olduğunu öğrenmek ve kendine yeterli olabilmektir.
Bu evrede çocuğun olumsuzluğu tam anlamıyla bir karşı gelme değildir. Cesaretlendirici,
yönlendirici ve sakin bir yaklaşım çocuğun ‘ben değerliyim’ duygusu geliştirmesine yardımcı
olur.
Çocuk bu evrede çevreyi keşfetmekten çok hoşlanmasına rağmen, fiziki yakınlığı sürdürerek
güven ve yakınlık aramaya devam eder.
2 YAŞ ÇOCUĞU
İki yaş ‘inat çağı’dır. Çocuk kendi yeterliliğini sergilemekte ısrar eder. Bu, yetişkin
ölçütlerine bir tepki olarak , kendi değerliliğini kanıtlama isteğidir. Bu dönem ‘korkunç ikinci
yıl bunalımı’ olarak adlandırılır. Çocuk kendi yeterliliğini sergilemekte ısrar ederken, aynı
zamanda yetişkinler tarafından onaylandığını da bilmek ister.
Bu yaş çocuğunda inatlaşma eğilimi ‘tuvalet eğitiminde’ de devam eder. Çünkü tuvaletini
yapıp yapmamaya karar vermek de onun için bir bağımsızlık göstergesidir.
3 YAŞ ÇOCUĞU
Çocuğun giderek daha az bencil ve annesine daha az bağımlı olduğu bir dönemdir. 3 yaş
çocuğunun daha güçlü bir benlik duygusu vardır ve bağımsızlığını kaybetme duygusu
yaşamadan itaat eder. Çünkü bu yaş çocuğu kurallara uymaktan hoşlanır.
Bu dönemde çocuklar mesanelerini ve bağırsaklarını kontrol etmeyi öğrenirler. Bu , bağımsız
bir birey oldukları duygusunu güçlendirir. Eğer kontrol kazanmada başarısız olmuşlarsa,
kendilerinden kuşku duyarlar ve utanç duygusu geliştirirler.
4 YAŞ ÇOCUĞU
Bu yaş, karşı gelme yaşıdır. Akran ilişkilerine ihtiyaç duyulan bu evre ‘ çete çağı’ olarak
adlandırılır. Çocuk bu evrede sınırları zorlamayı sever. Ailesiyle ve arkadaşlarıyla nereye
kadar gidebileceğini denemek ister. Elinde olanın kendi mülkiyetinde olduğuna inanır.
Paylaşmak istemez.
Aynı zamanda, fantezilerden hoşlanmaya ve masal anlatmaya devam eder. Bazen hayallerini
gerçekmiş gibi sunar. Bu durum yalan söylemek olarak değerlendirilmemelidir.
Bu yaşta doğru ve yanlış kavramları verilmeye başlanmalıdır.Gerektiğinde ‘kendi odasına
göndermek’ gibi basit cezalar uygulanabilir.
5 YAŞ ÇOCUĞU
Bu yaş çocuğunun mücadelesi ‘ Nasıl iyi olunur?’ sorusu üzerine kuruludur. Bunu
gerçekleştirmek için çok çalışır. Bunda da başarılı olur. Uyumsuzluk ve huysuzluk dönemini
geride bırakmıştır. Kendi kendine yeter, sosyaldir, kendinden emindir, uyumludur.
Anne, 5 yaş çocuğu için dünyanın merkezidir. Annesini memnun etmek, onun yanında olmak,
ona yardımcı olmak ister. ‘Evet , hayır’ sözcükleriyle tepki verilmeye ihtiyacı vardır.Olumlu
yaklaşıma daha iyi tepki verir.Ana –baba çocuğu başkalarının önünde utandırmamaya dikkat
etmelidir.
6 YAŞ ÇOCUĞU
Çocuğun okula başlamasıyla birlikte, okul öncesi döneme oranla, daha çok arkadaşla ilişki
kurduğu bir ‘gruplaşma çağı’ başlar. Aile ilişkilerinin zayıfladığı görülür.
Annesinden ayrılmaya başlamıştır ama aynı zamanda kaygılıdır. Bu kaygı, onda kontrolü
elinde bulundurma isteği yaratır. Başarısızlığa tahammülü yoktur.En iyi olmak, birinci olmak,
sevilmek ve övülmek ister.
Burada ana –baba ve öğretmenlere düşen görev, her çocukta farklı olan ama mutlaka varolan
farklı yetenekleri desteklemek ve çocuğa ‘biricik ve değerli’ olduğu duygusunu yaşatmaktır.
Yararlanılan Kaynaklar:
Haluk Yavuzer’ in bütün kitapları