Fitne ve yoğun sıkmalar yaşanan dönemlerde özellikle uzlete çekilmek Rasulullah’ın işaret ettiği bir tedbir ve korunma hali idi. Fitne dönemlerinde zahiren evine, batinen kendi iç dünyasına yönelen, en azından bazı belalardan emniyette oluyordu.
Astrolojik etkiler o kadar yoğundu ki durmadan sert açılardan, kesişmelerden bahsediliyor, ay sonuna kadar sürecek diyenler olduğu gibi Ramazan Bayramından önce tam bir rahatlama beklemeyin diye ikaz edenler de oluyordu.
Kendinde ve çevresinde hissettiği sıkma ve gerilimleri ülke çapında da gözlemek zor değildi. Dua, niyaz, tesbihat, salavat ve yakın çevreye güzel nasihat, bu dönemi daha az zararla geçirme imkanı bahşediyordu.
Kalabalıklardan bunaldığında, yalnızlığın kuytu sahillerine çekilmek, toplumdan uzaklaşmak üzere arada bir sessizliğin kalbinin attığı mekânlara doğru yol alırdı. İşte o vakitlerde küçükken öğrendiği bir cümle düşerdi hatırına: ”Allah Yalnızdır, Yalnızları Sever!..” Çok düşünülesi, kafa patlatırcasına tefekkür edilesi bir sözdü bu…
Evden çıkmış, denizi vapurla geçerek Salacak sahiline varmıştı. Burada yer minderlerine oturacak, çayını yudumlarken Kız Kulesini, şehri, asırlar geçtikçe gençleşen, güzelleşen dünya güzeli İstanbul’u seyrederek yalnızlığı lahuti bir iklimle yaşayacak, iliklerine kadar kendi olmayı, salt olmayı, hakiki yalnızlığı tadacaktı!
“Deniz geçmek, negatif enerjiyi alır” demişti uzaklardan gelen bir misafir. “Kurşun döktürmek kadar etkindir, madem bu şehirdesin, imkân oldukça Boğazı vapurla geç, deniz yıkasın ruhunu” demişti, vapurda kendilerine çektikleri simit- çay ziyafeti esnasında…
Ruhu yıkanmış olarak oturuyordu sahile. Ve yalnızlığı, yalnızlıktan yola çıkarak deniz misali derin ve engin muhabbet pınarlarını yudumlayacaktı bir bir…