SOKAKTAN KURTARMANIN YOLU.. ”yine sokak olmalı”
o3-11-2oo8 bornova - izmir
…
“Oyunu düşlemek, güzellikleri hayal etmek için tek çıkar yol tiner koklamaktı. Dünyayı unutmak ve özlenen hayalleri yaşamak. Tiner işte bunu sağlayan araçtı. Ama ne pahasına?” Prof.Dr.Oğuz Polat hocanın anlatımıyla sokaklarımızın kabusu…
…
Bir önceki yazımızın sonunda; “İşte bu noktada sorumluluklarımızın başladığı noktaya geliyoruz. Yapabileceğimiz bir şeyler var; bunlar bireysel yaklaşımlarla tek tek çocuklara kişi olarak yardımcı olmaktan başlayarak aynı amaçlara hizmet veren kişilerin birlikte oluşturdukları sivil organizasyonlara kadar değişen boyutlarda olabilir. Sokak bizimse onlarda bizim çocuklarımız. Tüm varlığımızla onları koptukları topluma tekrar yapıştırmak ama birer asalak olarak değil birer aydın olarak kazandırma mücadelesi verelim. İlk önce kendimizi ve ön yargılarımızı yenelim ondan sonra mücadelemize başlayalım…” demiştik.
…
Gelişen dünyanın ilerleyen toplumu olarak bizler ne pahasına olursa olsun bu sokaktaki problemlerimizden kurtulmalıyız. Tekrar tarihin tekerrür etmesini istiyorsak eğer. Tarihte gururla sunduğumuz enstantaneler olarak dünyanın gıpta ettiği bir neslin devamı olan bizler daha sokak problemlerimizi çözebilmiş değiliz.
Sokak çocukları kavramını yazarken dahi ellerim varmıyor aslında. Derlemesi, yazması, karşılaştırıp aktarması bir yana yaşanılan hayatların kareleri geliyor gözümün önüne.
Yaşadığımız süreçte en dramatik ve kırılması zor olan nokta, bu çocukların, ailelerinin zorlamasıyla bu işleri yapmaları ve kazandıkları parayı evde anne ve babalarına teslim etmeleridir. Sokakta çalışan bu çocukların bir süre sonra evlerini terk ederek kaçtıkları ve sokakta yaşamaya başladıkları yapılan çalışmaların sonucunda görülmektedir.
Çalışmaları bir yana koyalım, bizzat işin içinde yaşayan biri olarak ve sokağın tozunu yutmuş ve deneyimlerini sizlerle paylaşma gayreti içerisindeki çabalarımızın yetersiz geldiğini halkımla paylaşmak pahasına buradan seslenmeye çalışıyorum.
Daha geçen gün (31-ekim-2oo8 Zaman) bir gazetenin manşetten verdiği haberde; ”Diyarbakır Bağlar'da sefalet çeken bir aile dramı… Diyarbakır'da anne ve babası çalıştığı için okuldan alınan ve biri 5 aylık 3 kardeşine bakmak zorunda bırakılan 11 yaşında kız çocuğu polise sığınırken, küçük kızın anlattıkları sayesinde 4 çocuğun yaşadığı dram ortaya çıktı.”
…
Güneydoğudaki terörün ve yoksulluğun yoğun olduğu bölgelerden büyük kentlere göç en büyük sosyal problemlerden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Büyük şehirlere göç eden aile çocuklarının büyük oranda yukarıda anlatılan tablonun bir parçası oldukları görülmektedir. Bu açıdan sokak çocuklarını tanımlarken bu kavramın içerisinde suça itilen çocukların ve çalışan çocukların da yer aldığını unutmamak gerekmektedir.
Sokak çocuğu günlük yaşamda da çok duyduğumuz bir kavramdır, ama, “sokak çocuğu kimdir?” sorusuna cevap verebilmek o kadar da kolay değildir. Çünkü; bazılarımız için gece yarısı gözleri kaymış tinerli çocuklar sokak çocuklarıdır. Bazılarımız için ise trafik ışıklarında arabanın camına yapışan çocuklar sokak çocuklarıdır. Bazılarımız için ise çantamızı alıp kaçan kapkaççılar sokak çocuklarıdır.
Bu örnekleri daha da çoğaltabiliriz. Örnekleri çoğaltmak değil amacımız. Asıl amacımız bu tür konularda örnek bulamamaktır. İşte o zaman ne kadar medenileştiğimizin, yoksulluğu ve sefaleti yendiğimizin net tablosunu dünyaya göstermiş oluruz.
O yüzden “sokak çocukları kimdir?” sorusunun cevabını vermek her zaman kolay olmayabiliyor. Çünkü; “sokak çocuklarının ailesinin olup olmadığı” sorusu temel kriter oluşturan bir sorudur. Latin ülkelerinde ailesi olmayan çocuklar, sokağı mekân tutmuş çocuklar, sokak çocuklarıdır. Halbuki bizde ise durum tam tersini gösteriyor. Yüzdelik ifadeler bazen bizleri yanıltabilir. Ancak oranın hiçte küçümsenmeyecek ölçüde ülkemizde onların tersine olduğunu söylemek daha doğru olacaktır.
Klasik tabirle sokak çocuklarını gruplandırırsak; gerçekten sokak çocuğu tanımlamasına uyan, yani evi olmayıp sokakta yaşanlar diğer bir tanımlama ise, sabahtan akşama sokakta çalışan veya çalışmak zorunda olan ve akşam da evine dönen. Yani evi olup, belki düzenli olmasa da evine dönen sokak çocukları olarak tanımlayabiliriz.
Artık bu tanımlamalara çok yabancı olmadığımız kesin. Her gün bir örnekle güncel yazılı ve görsel medyada bu tür örnekler sergilenmektedir. Ama bir türlü yapılanları göz önünde bulundurarak tüm varlığımızla daha neler yapabiliriz sorusunu birbirimize sormanın zamanı artık geldi de geçiyor.
Yazılı ve görsel medyanın da istem dışı da olsa olaylara popülarizm ölçüsünde reaksiyon gösterdiklerini burada değinmeden geçemeyeceğim. Aslında bu vebalı durumu ne yazık ki içimizde isteyen tarafgirlerde var ne yazık ki..
Bu konuda toplumun daha yoğun tepki vermesi gerektiği kanaatindeyim. Gerçekleri görmemezlikten gelerek, istismar gibi daha ağır sonuçları olan ve daha yaygın olan bir konuda, toplum duyarlılığının çok daha az olduğu görülmektedir. Son yıllarda bu ilgide artış gözlenmesine karşın, halen, sokak çocukları, toplumun en kolay reaksiyon verdiği ve bir şeyler yapma çabasına girdiği bir konu olarak dikkati çekmektedir. Bunda çocukların göz önünde olmasının önemli etken olduğu söylenebilir.
Ve bahsi geçen çalışmaların meyvesini aldığımız noktalarda medyatik popülarizm işte o zaman devreye girmeli. Müdahale noktalarını hep nedense kaçıran bir toplumun bireyi olmaktan hayıflanıyorum..
Yaftalamayı ve yalpalamayı bırakalım artık. Yeri ve zamanı gelmedi mi sizce…
devamı gelecek…