Şifremi Unuttum | 
Arama :
 
Makaleler
Aile Koçunuz
Beslenme
Bilgi Bankası
Bilim
Davranış Bilimleri Enst.
Ebeveyn
Eğitim
Gelişim
Haber Arşivi
Hastalıklar
İnternet Ve Aile
Ruh Sağlığı
Sağlık

Online Üyeler
Online Üye Yok
Üye: 0
Misafir: 121
Tümünü Göster

Son Üyeler


Köprü altı mı?... Sokak Çocukları mı?
Kategori: Ebeveyn > Sokak Çocukları  
Yazar: mucahitbasarir  Yazarın Tüm Makaleleri
  RSS 

14.10.2008

Eskiden bizim çocukluğumuz da “köprü altı çocukları”  -şimdilerdesokak çocukları” deniyor- denirdi. Genelde ucube mekanlarda olmak üzere sokak başlarında, esnafların dükkanları önlerinde, minibüs duraklarında genel itibariyle hayat akışının hızlı ve sürekli değişken olan ortamlarda bulunurlardı. Öğrencilik yıllarımız liseden itibaren şehirlerarası yollarda seyahat ederek geçtiği için indilerde-bindilerde görme fırsatımız daha sık olurdu. Şehirlerarası otogarlar da bunların daimi ikametgâhı gibiydi.

 

10-10-2008 / Bornova - İzmir

Başlıkta bile bir çelişki yaşıyoruz. Başlık önemli değil. Sorunun derinliği ve boyutu önemli olan. Önceleri köprü altı deniyormuş, şimdilerde sokak çocuğu. Sonuç ne olmuş yara küçülmüş mü? Hayır. Tam tersine büyümüş.

Eskiden bizim çocukluğumuz da “köprü altı çocukları”  -şimdilerdesokak çocukları” deniyor- denirdi. Genelde ucube mekanlarda olmak üzere sokak başlarında, esnafların dükkanları önlerinde, minibüs duraklarında genel itibariyle hayat akışının hızlı ve sürekli değişken olan ortamlarda bulunurlardı. Öğrencilik yıllarımız liseden itibaren şehirlerarası yollarda seyahat ederek geçtiği için indilerde-bindilerde görme fırsatımız daha sık olurdu. Şehirlerarası otogarlar da bunların daimi ikametgâhı gibiydi.

Şimdilerde iletişim o kadar gelişti ki, görsel ve işitsel meydanında etkisiyle “köprü altı çocukları” bir anda köprü altından çıkıp “sokak çocuğu” haline büründüler. Ne değişti hiçbir şey değişmedi. Sadece ismi değişti ve yayılımcı iletişim ağıyla herkesin kapsama alanında -görsel ve işitsel anlamda- evlerimizin içine kadar girdi ve bizlerde bu yaşantılara aracılar vasıtasıyla da olsa şahit olmaya başladık. Sorun çevresel ve yöresel olmaktan öte, toplumsal bir sorun haline dönüştü.

Zamanın da tek tük ortalarda gezinen, geceleri köprü altlarına sığınan, hepimizin merhamet, iyi niyet ve sempatiyle baktığımız çocuklarımızdı.

Sonra günler geçti, yıllar geçti. Birdenbire sayılarının arttığını, her adım başı önümüze çıktıklarını görmeye başladık. Ya trafik ışıklarında durduğumuzda arabanın camlarına atlıyor, elindeki kirli bezle camları siler gibi yapıp para istiyor ya da bir vitrinin önünde yolunuzu kesip bir şeyler pazarlama peşinde olarak görür olduk.

Kuytularda 3-5 kişilik gruplar halinde, ellerinde kese kağıtları, içinde de tiner şişeleri koklayıp durmaktaydılar. Köprü altları yerini üst geçitler, bankamatiklere bırakmıştı. Hatta tinerci – balici gibi adlandırmalarla bu anlatımları çoğaltabiliriz.

Geceleri sokaklarda yürüyemez olduk. Hatta büyük şehirlerimizde yaşadığımız sokağa çıkamaz, karşı bakkaldan sigara almaya gidemez konuma geldik. Öyle ki gençleşmiş bir sorun olarak karşımıza çıkmışken, gençlerimizin de yakındıkları konular haline dönüştü. Nasıl mı? El ele tutuşmuş sahilde gezmeye çıkmış genç sevgilileri yalnız bırakmaz, onları sürekli rahatsız eder bir halde peşlerinden takip edip çeşitli menfaatler temin etme yollarına girer hale gelir oldular. Bu olayları gençlik yıllarımızda kısmen de olsa yaşadık diyebiliriz. Şahit olduk yani..

-Peki ne yaptınız diye sorular sora bilirsiniz..!

İşte bir şeyler yapma aşamasında, görev yapmış olduğum yerlerde bunlara yönelik olarak yerel idareler nezdinde ve kendi çalışma arkadaşlarım vasıtasıyla çeşitli çalışmalar yaptık. Yeterli mi? Hayır.

Buradan ulaşabildiğimiz noktalara kadar ulaşmaya çalışmak ve toplumsal bilinci artırmak, bir vatandaş olarak  üzeremize düşen görevler nelerdir onlardan bahsetmek ve siz değerli kelam dostlarıma ışık olmak istiyorum. Bu bahiste yazmış olduğumuz yazılarımıza gelen yorumların paralelinde çözüm metotlarını da genişlete biliriz. Geçen yazımıza gelen bir yorumda “toplum olarak yapılabilecek çözüm önerilerinden bahsedilmesi” istenmişti. Gayet memnuniyetle bu bizim sorunumuz. Çünkü sokakta dolaşan çocuklarımız bizim çocuklarımız ve bizim güzelim ülkemizin evlatları. Onlar için var olduğumuzu unutmayalım.

Tüm bu değerlendirmelerin paralelinde güncel yaşantımızda görmezlikten geldiğimiz ve duyarsızlıklarımız bizleri kanayan bir yaranın kangren haline dönüşme yolunda atılan yada atılmayan adım olarak adlandırabiliriz.

Evden çıkıp tekrar akşam eve gelene kadar ki süre zarfında tümüyle yaşadığımız ve tüm varlıkların ortasındaki toplumsal sorunumuzu nasıl görmezlikten gelebiliriz. Polis olarak vatandaşımızın güvenliğini sağlayan güvenlik birimi olarak bu sorunların tam orta yerinde durmaktayız. Büyük şehirlerde görev yapan arkadaşlarımızın şahit oldukları ve bizzat şahit olduğumuz olaylar nezdinde eskiden köprü altlarında yaşanılan sorunların nasıl mahallerimize hatta sokaklarımıza kadar geldiğini hiç düşündük mü? Tabiî ki elbette bizler düşünüyoruz ve mücadele ediyoruz.

Peki ya meslek gurubumuz dışında kalan vatandaşlarımız olarak? Pek az.. Bu toplum sadece polislerden oluşmuyor yada bu olaya kafa yorma aşamasında mücadele eden bir avuç kişiden oluşmuyor. Mutlak surette yaşadığımız şehirlerimiz evimiz gibi yapma yolunda çaba sarf edersek tümden olayları görmek ve işi ortak mutabakat ölçüsünde çözüme kavuştururuz.

Sokak çocukları artık gündemimize yerleşmişti. Özellikle son on yılda büyük şehirlerimizde İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Antalya ve Bursa.. Hatta Diyarbakır başta olmak üzere doğuda gittikçe yıldızı parlayan şehirlerimizde de bu kangren sokaklarda baş gösteriyor. Son yıllardaki kontrolsüz göçlerden sonra sayıları gecekondularla aynı hızda artış gösteren sokakta yaşayan bu çocuklarımıza her yerde, her saatte rastlar olmuştuk.

Bu çocuklarımızın evleri sokaklar, çatıları da gökyüzü olmuştu. Aileleri yoktu. Ya göç edip gelmişlerdi ya da dayaktan, cinsel tacizden kaçmışlardı. Önceleri masum bir şekilde sokaklarda özgürce yaşadıklarını sanmışlardı. Ama kısa süre önce sokak çeteleri, “yaşamak istiyorsan bize katıl” demişlerdi. “Bizle yaşayacaksın, ailende biziz, işin de” denmişti. Hırsızlık, uyuşturucu kuryeliği, yaralama, gaspta kullanılan çetenin üyesi olmak istemeseler de onlara sunulan çok seçenek yoktu. Çocukluk yaşlarında oyun, okul, gülmek yerini kavga, dövüş, hırsızlık almıştı.

Oyunu düşlemek, güzellikleri hayal etmek için tek çıkar yol tiner koklamaktı. Dünyayı unutmak ve özlenen hayalleri yaşamak. Tiner işte bunu sağlayan araçtı. Ama ne pahasına?

İşte bu noktada sorumluluklarımızın başladığı noktaya geliyoruz. Yapabileceğimiz bir şeyler var; bunlar bireysel yaklaşımlarla tek tek çocuklara kişi olarak yardımcı olmaktan başlayarak aynı amaçlara hizmet veren kişilerin birlikte oluşturdukları sivil organizasyonlara kadar değişen boyutlarda olabilir. Sokak bizimse onlarda bizim çocuklarımız. Tüm varlığımızla onları koptukları topluma tekrar yapıştırmak ama birer asalak olarak değil birer aydın olarak kazandırma mücadelesi verelim. İlk önce kendimizi ve ön yargılarımızı yenelim ondan sonra mücadelemize başlayalım…

devamı gelecek…




Kategori: Ebeveyn > Sokak Çocukları  Okunma: 1375  
Yazar: mucahitbasarir  Yazara Soru Sor  RSS 


Bu Kategorideki En Popüler Makaleler
 Sokaktan kurtulmanın yolu; ”yine sokak olmalı”04-11-2008
 SOKAK ÇOCUKLARI08-09-2008
 Evlat edinmek için ne gerekir?03-12-2010
 
Yazıya Puan Ver
 
PuanMetre 1 2 3 4 5
Oy Sayısı:1  Puan:5.00  

Yorumlar



Uzmanlar
    
    
    
 

Son Yorumlanan Gruplar
Haydi Karting Yapalım!
çok önce
Benim Babam
çok önce
Bana bir masal anlat
çok önce

En Yeni Gruplar
Festival
deneme
Kurs


Email RSS Linkedin Friendfeed Twitter Facebook Sitemizi sosyal medyadan da takip edebilirsiniz.
Anasayfa | Hakkımızda | Blog | Yasal Uyarılar | İletişim | S.S.S | Site Haritası | Üyelik Sözleşmesi | Üyelik İptali | Seçtiklerimiz

Copyright © 2008 www.ebeveyniz.biz, Her Hakkı Saklıdır.
Powered by Pozitim Teknoloji