Şifremi Unuttum | 
Arama :
 
Makaleler
Aile Koçunuz
Beslenme
Bilgi Bankası
Bilim
Davranış Bilimleri Enst.
Ebeveyn
Eğitim
Gelişim
Haber Arşivi
Hastalıklar
İnternet Ve Aile
Ruh Sağlığı
Sağlık

Online Üyeler
Online Üye Yok
Üye: 0
Misafir: 74
Tümünü Göster

Son Üyeler


‘Um ki yıkılmayasın’
Kategori: Ruh Sağlığı > Psikoloji  
Yazar: elifsultan  Yazarın Tüm Makaleleri
  RSS 

20.12.2011

Deprem hayatımızda her an bir yerlerin engeli olmaya aday bir olgu halinde olup hayatımıza girdiği andan itibaren önemsenen ama yokken unutulan bir olaydır.

Deprem hayatımızda her an bir yerlerin engeli olmaya aday bir olgu halinde olup hayatımıza girdiği andan itibaren önemsenen ama yokken unutulan bir olaydır. Bugünlerde onu Van ağırlamaya çalışıyor tüm zor şartlara rağmen, ama bundan yaklaşık 12 yıl önce Yalova’da aynı zorlukları yaşadı.
Her durumda yaptığımız gibi deprem olgusu için de bir şeylerin başımıza gelmesini bekler olduk. Bu toplumsal kimliğimiz haline geldi yumurta kapıya dayanma sendromu diye tanımlayabiliriz. Felaketlerle karşı karşıya gelince birlik beraberlik oyununu çok iyi oynuyoruz fakat onun öncesinde sanki bu durumdan hiç haberimiz yokmuş gibi yaşıyoruz. İnsanoğlunu yapısında bu var, hastalanmadan önce kontrole giden kaç kişi var mesela? Ya da Mevlana’nın dediği gibi meşguliyetten önce boş vaktin, ölmeden önce hayatın anlamına varan kaç kişi? Hiç ölüm yokmuş gibi yaşıyor olmamız da tesadüf değildir sanırım. Bu bir savunma mekanizmasıdır. Yok saymak! Maalesef görmezden gelmek devekuşunun toprağa başını gömüp saklanması gibi bir şeydir. Deprem veya bu tarz doğal felaketler yokmuş gibi yaşamak, tedbiri almamak sonra da bunun faturasını kadere çıkarmak da diğer bir savunma mekanizmamız. Önce yok say sonra suçu sat!
Bu günlerde Yalova üniversitesi Sosyal Hizmet bölümü öğrencileri bu konudaki tavrımızı değiştirip toplumun deprem konusunda bilinçlendirme ve hatırlatmaları sağlamak adına bir sergi hazırlamaları Yalova gibi depremi yaşamış bir il için ideal bir davranıştır. Çağırdıktan sonra gelmişsin ne fayda, hüner çağırmadan gelendedir anlayışı ile öğrenciler deprem gelmeden bilinçlendirmeyi sağlamaya çalışıyorlar. Düzenledikleri sergileri Özdilek ve Kipa’da 24-25 Aralık tarihlerinde sergileyecekler. Dileyenler bu sergileri ziyaret edip farkındalık durumlarını artırabilirler. Öğretmenlerinin attıkları tohumları süren, işleyen, hasata çıkaran öğrencilerin desteklenip motive edilmesi önemli bir duygusal katkı sağlayacaktır.
Psikolojik olarak değerlendirirsek ‘umma ki kırılmayasın’ sözünün aksini hayatımıza işleyip bunu ‘um ki yıkılmayasın’ haline getirmek faydalı olacağı kanaatindeyim! Hayatımızda beklentili olduğumuz hiçbir hadise hayal kırıklığı ve travma oluşturmaz. Beklemediğimizdir bizi dağıtan deprem de beklenen olası bir doğal durum gibi görülüp, hayatın bir parçası haline getirilirse yaşananların sonunda çok daha az hırpalanarak çıkarız diye düşünüyorum.
Deprem hayatımızda her an bir yerlerin engeli olmaya aday bir olgu halinde olup hayatımıza girdiği andan itibaren önemsenen ama yokken unutulan bir olaydır. Bugünlerde onu Van ağırlamaya çalışıyor tüm zor şartlara rağmen, ama bundan yaklaşık 12 yıl önce Yalova’da aynı zorlukları yaşadı.
Her durumda yaptığımız gibi deprem olgusu için de bir şeylerin başımıza gelmesini bekler olduk. Bu toplumsal kimliğimiz haline geldi yumurta kapıya dayanma sendromu diye tanımlayabiliriz. Felaketlerle karşı karşıya gelince birlik beraberlik oyununu çok iyi oynuyoruz fakat onun öncesinde sanki bu durumdan hiç haberimiz yokmuş gibi yaşıyoruz. İnsanoğlunu yapısında bu var, hastalanmadan önce kontrole giden kaç kişi var mesela? Ya da Mevlana’nın dediği gibi meşguliyetten önce boş vaktin, ölmeden önce hayatın anlamına varan kaç kişi? Hiç ölüm yokmuş gibi yaşıyor olmamız da tesadüf değildir sanırım. Bu bir savunma mekanizmasıdır. Yok saymak! Maalesef görmezden gelmek devekuşunun toprağa başını gömüp saklanması gibi bir şeydir. Deprem veya bu tarz doğal felaketler yokmuş gibi yaşamak, tedbiri almamak sonra da bunun faturasını kadere çıkarmak da diğer bir savunma mekanizmamız. Önce yok say sonra suçu sat!
Bu günlerde Yalova üniversitesi Sosyal Hizmet bölümü öğrencileri bu konudaki tavrımızı değiştirip toplumun deprem konusunda bilinçlendirme ve hatırlatmaları sağlamak adına bir sergi hazırlamaları Yalova gibi depremi yaşamış bir il için ideal bir davranıştır. Çağırdıktan sonra gelmişsin ne fayda, hüner çağırmadan gelendedir anlayışı ile öğrenciler deprem gelmeden bilinçlendirmeyi sağlamaya çalışıyorlar. Düzenledikleri sergileri Özdilek ve Kipa’da 24-25 Aralık tarihlerinde sergileyecekler. Dileyenler bu sergileri ziyaret edip farkındalık durumlarını artırabilirler. Öğretmenlerinin attıkları tohumları süren, işleyen, hasata çıkaran öğrencilerin desteklenip motive edilmesi önemli bir duygusal katkı sağlayacaktır.
Psikolojik olarak değerlendirirsek ‘umma ki kırılmayasın’ sözünün aksini hayatımıza işleyip bunu ‘um ki yıkılmayasın’ haline getirmek faydalı olacağı kanaatindeyim! Hayatımızda beklentili olduğumuz hiçbir hadise hayal kırıklığı ve travma oluşturmaz. Beklemediğimizdir bizi dağıtan deprem de beklenen olası bir doğal durum gibi görülüp, hayatın bir parçası haline getirilirse yaşananların sonunda çok daha az hırpalanarak çıkarız diye düşünüyorum.
Deprem hayatımızda her an bir yerlerin engeli olmaya aday bir olgu halinde olup hayatımıza girdiği andan itibaren önemsenen ama yokken unutulan bir olaydır. Bugünlerde onu Van ağırlamaya çalışıyor tüm zor şartlara rağmen, ama bundan yaklaşık 12 yıl önce Yalova’da aynı zorlukları yaşadı.
Her durumda yaptığımız gibi deprem olgusu için de bir şeylerin başımıza gelmesini bekler olduk. Bu toplumsal kimliğimiz haline geldi yumurta kapıya dayanma sendromu diye tanımlayabiliriz. Felaketlerle karşı karşıya gelince birlik beraberlik oyununu çok iyi oynuyoruz fakat onun öncesinde sanki bu durumdan hiç haberimiz yokmuş gibi yaşıyoruz. İnsanoğlunu yapısında bu var, hastalanmadan önce kontrole giden kaç kişi var mesela? Ya da Mevlana’nın dediği gibi meşguliyetten önce boş vaktin, ölmeden önce hayatın anlamına varan kaç kişi? Hiç ölüm yokmuş gibi yaşıyor olmamız da tesadüf değildir sanırım. Bu bir savunma mekanizmasıdır. Yok saymak! Maalesef görmezden gelmek devekuşunun toprağa başını gömüp saklanması gibi bir şeydir. Deprem veya bu tarz doğal felaketler yokmuş gibi yaşamak, tedbiri almamak sonra da bunun faturasını kadere çıkarmak da diğer bir savunma mekanizmamız. Önce yok say sonra suçu sat!
Bu günlerde Yalova üniversitesi Sosyal Hizmet bölümü öğrencileri bu konudaki tavrımızı değiştirip toplumun deprem konusunda bilinçlendirme ve hatırlatmaları sağlamak adına bir sergi hazırlamaları Yalova gibi depremi yaşamış bir il için ideal bir davranıştır. Çağırdıktan sonra gelmişsin ne fayda, hüner çağırmadan gelendedir anlayışı ile öğrenciler deprem gelmeden bilinçlendirmeyi sağlamaya çalışıyorlar. Düzenledikleri sergileri Özdilek ve Kipa’da 24-25 Aralık tarihlerinde sergileyecekler. Dileyenler bu sergileri ziyaret edip farkındalık durumlarını artırabilirler. Öğretmenlerinin attıkları tohumları süren, işleyen, hasata çıkaran öğrencilerin desteklenip motive edilmesi önemli bir duygusal katkı sağlayacaktır.
Psikolojik olarak değerlendirirsek ‘umma ki kırılmayasın’ sözünün aksini hayatımıza işleyip bunu ‘um ki yıkılmayasın’ haline getirmek faydalı olacağı kanaatindeyim! Hayatımızda beklentili olduğumuz hiçbir hadise hayal kırıklığı ve travma oluşturmaz. Beklemediğimizdir bizi dağıtan deprem de beklenen olası bir doğal durum gibi görülüp, hayatın bir parçası haline getirilirse yaşananların sonunda çok daha az hırpalanarak çıkarız diye düşünüyorum.
Deprem hayatımızda her an bir yerlerin engeli olmaya aday bir olgu halinde olup hayatımıza girdiği andan itibaren önemsenen ama yokken unutulan bir olaydır. Bugünlerde onu Van ağırlamaya çalışıyor tüm zor şartlara rağmen, ama bundan yaklaşık 12 yıl önce Yalova’da aynı zorlukları yaşadı.
Her durumda yaptığımız gibi deprem olgusu için de bir şeylerin başımıza gelmesini bekler olduk. Bu toplumsal kimliğimiz haline geldi yumurta kapıya dayanma sendromu diye tanımlayabiliriz. Felaketlerle karşı karşıya gelince birlik beraberlik oyununu çok iyi oynuyoruz fakat onun öncesinde sanki bu durumdan hiç haberimiz yokmuş gibi yaşıyoruz. İnsanoğlunu yapısında bu var, hastalanmadan önce kontrole giden kaç kişi var mesela? Ya da Mevlana’nın dediği gibi meşguliyetten önce boş vaktin, ölmeden önce hayatın anlamına varan kaç kişi? Hiç ölüm yokmuş gibi yaşıyor olmamız da tesadüf değildir sanırım. Bu bir savunma mekanizmasıdır. Yok saymak! Maalesef görmezden gelmek devekuşunun toprağa başını gömüp saklanması gibi bir şeydir. Deprem veya bu tarz doğal felaketler yokmuş gibi yaşamak, tedbiri almamak sonra da bunun faturasını kadere çıkarmak da diğer bir savunma mekanizmamız. Önce yok say sonra suçu sat!
Bu günlerde Yalova üniversitesi Sosyal Hizmet bölümü öğrencileri bu konudaki tavrımızı değiştirip toplumun deprem konusunda bilinçlendirme ve hatırlatmaları sağlamak adına bir sergi hazırlamaları Yalova gibi depremi yaşamış bir il için ideal bir davranıştır. Çağırdıktan sonra gelmişsin ne fayda, hüner çağırmadan gelendedir anlayışı ile öğrenciler deprem gelmeden bilinçlendirmeyi sağlamaya çalışıyorlar. Düzenledikleri sergileri Özdilek ve Kipa’da 24-25 Aralık tarihlerinde sergileyecekler. Dileyenler bu sergileri ziyaret edip farkındalık durumlarını artırabilirler. Öğretmenlerinin attıkları tohumları süren, işleyen, hasata çıkaran öğrencilerin desteklenip motive edilmesi önemli bir duygusal katkı sağlayacaktır. Psikolojik olarak değerlendirirsek ‘umma ki kırılmayasın’ sözünün aksini hayatımıza işleyip bunu ‘um ki yıkılmayasın’ haline getirmek faydalı olacağı kanaatindeyim! Hayatımızda beklentili olduğumuz hiçbir hadise hayal kırıklığı ve travma oluşturmaz. Beklemediğimizdir bizi dağıtan deprem de beklenen olası bir doğal durum gibi görülüp, hayatın bir parçası haline getirilirse yaşananların sonunda çok daha az hırpalanarak çıkarız diye düşünüyorum.
Deprem hayatımızda her an bir yerlerin engeli olmaya aday bir olgu halinde olup hayatımıza girdiği andan itibaren önemsenen ama yokken unutulan bir olaydır. Bugünlerde onu Van ağırlamaya çalışıyor tüm zor şartlara rağmen, ama bundan yaklaşık 12 yıl önce Yalova’da aynı zorlukları yaşadı.
Her durumda yaptığımız gibi deprem olgusu için de bir şeylerin başımıza gelmesini bekler olduk. Bu toplumsal kimliğimiz haline geldi yumurta kapıya dayanma sendromu diye tanımlayabiliriz. Felaketlerle karşı karşıya gelince birlik beraberlik oyununu çok iyi oynuyoruz fakat onun öncesinde sanki bu durumdan hiç haberimiz yokmuş gibi yaşıyoruz. İnsanoğlunu yapısında bu var, hastalanmadan önce kontrole giden kaç kişi var mesela? Ya da Mevlana’nın dediği gibi meşguliyetten önce boş vaktin, ölmeden önce hayatın anlamına varan kaç kişi? Hiç ölüm yokmuş gibi yaşıyor olmamız da tesadüf değildir sanırım. Bu bir savunma mekanizmasıdır. Yok saymak! Maalesef görmezden gelmek devekuşunun toprağa başını gömüp saklanması gibi bir şeydir. Deprem veya bu tarz doğal felaketler yokmuş gibi yaşamak, tedbiri almamak sonra da bunun faturasını kadere çıkarmak da diğer bir savunma mekanizmamız. Önce yok say sonra suçu sat!
Bu günlerde Yalova üniversitesi Sosyal Hizmet bölümü öğrencileri bu konudaki tavrımızı değiştirip toplumun deprem konusunda bilinçlendirme ve hatırlatmaları sağlamak adına bir sergi hazırlamaları Yalova gibi depremi yaşamış bir il için ideal bir davranıştır. Çağırdıktan sonra gelmişsin ne fayda, hüner çağırmadan gelendedir anlayışı ile öğrenciler deprem gelmeden bilinçlendirmeyi sağlamaya çalışıyorlar. Düzenledikleri sergileri Özdilek ve Kipa’da 24-25 Aralık tarihlerinde sergileyecekler. Dileyenler bu sergileri ziyaret edip farkındalık durumlarını artırabilirler. Öğretmenlerinin attıkları tohumları süren, işleyen, hasata çıkaran öğrencilerin desteklenip motive edilmesi önemli bir duygusal katkı sağlayacaktır.
Psikolojik olarak değerlendirirsek ‘umma ki kırılmayasın’ sözünün aksini hayatımıza işleyip bunu ‘um ki yıkılmayasın’ haline getirmek faydalı olacağı kanaatindeyim! Hayatımızda beklentili olduğumuz hiçbir hadise hayal kırıklığı ve travma oluşturmaz. Beklemediğimizdir bizi dağıtan deprem de beklenen olası bir doğal durum gibi görülüp, hayatın bir parçası haline getirilirse yaşananların sonunda çok daha az hırpalanarak çıkarız diye düşünüyorum.
Deprem hayatımızda her an bir yerlerin engeli olmaya aday bir olgu halinde olup hayatımıza girdiği andan itibaren önemsenen ama yokken unutulan bir olaydır. Bugünlerde onu Van ağırlamaya çalışıyor tüm zor şartlara rağmen, ama bundan yaklaşık 12 yıl önce Yalova’da aynı zorlukları yaşadı.
Her durumda yaptığımız gibi deprem olgusu için de bir şeylerin başımıza gelmesini bekler olduk. Bu toplumsal kimliğimiz haline geldi yumurta kapıya dayanma sendromu diye tanımlayabiliriz. Felaketlerle karşı karşıya gelince birlik beraberlik oyununu çok iyi oynuyoruz fakat onun öncesinde sanki bu durumdan hiç haberimiz yokmuş gibi yaşıyoruz. İnsanoğlunu yapısında bu var, hastalanmadan önce kontrole giden kaç kişi var mesela? Ya da Mevlana’nın dediği gibi meşguliyetten önce boş vaktin, ölmeden önce hayatın anlamına varan kaç kişi? Hiç ölüm yokmuş gibi yaşıyor olmamız da tesadüf değildir sanırım. Bu bir savunma mekanizmasıdır. Yok saymak! Maalesef görmezden gelmek devekuşunun toprağa başını gömüp saklanması gibi bir şeydir. Deprem veya bu tarz doğal felaketler yokmuş gibi yaşamak, tedbiri almamak sonra da bunun faturasını kadere çıkarmak da diğer bir savunma mekanizmamız. Önce yok say sonra suçu sat!
Bu günlerde Yalova üniversitesi Sosyal Hizmet bölümü öğrencileri bu konudaki tavrımızı değiştirip toplumun deprem konusunda bilinçlendirme ve hatırlatmaları sağlamak adına bir sergi hazırlamaları Yalova gibi depremi yaşamış bir il için ideal bir davranıştır. Çağırdıktan sonra gelmişsin ne fayda, hüner çağırmadan gelendedir anlayışı ile öğrenciler deprem gelmeden bilinçlendirmeyi sağlamaya çalışıyorlar. Düzenledikleri sergileri Özdilek ve Kipa’da 24-25 Aralık tarihlerinde sergileyecekler. Dileyenler bu sergileri ziyaret edip farkındalık durumlarını artırabilirler. Öğretmenlerinin attıkları tohumları süren, işleyen, hasata çıkaran öğrencilerin desteklenip motive edilmesi önemli bir duygusal katkı sağlayacaktır.
Psikolojik olarak değerlendirirsek ‘umma ki kırılmayasın’ sözünün aksini hayatımıza işleyip bunu ‘um ki yıkılmayasın’ haline getirmek faydalı olacağı kanaatindeyim! Hayatımızda beklentili olduğumuz hiçbir hadise hayal kırıklığı ve travma oluşturmaz. Beklemediğimizdir bizi dağıtan deprem de beklenen olası bir doğal durum gibi görülüp, hayatın bir parçası haline getirilirse yaşananların sonunda çok daha az hırpalanarak çıkarız diye düşünüyorum.


Kategori: Ruh Sağlığı > Psikoloji  Okunma: 141  
Yazar: elifsultan  Yazara Soru Sor  RSS 


Bu Kategorideki En Popüler Makaleler
 ÇOCUĞUM UYUMUYOR12-10-2008
 ÇOCUKLARDA TUVALET EĞİTİMİ12-10-2008
 GELİŞİMİ DESTEKLEYİCİ AKTİVİTELER12-10-2008
 ANAOKULU SEÇERKEN DİKKAT ETMENİZ GEREKENLER12-10-2008
 Asperger Sendromu, Semantik- Pragmatik Bozukluk03-06-2008
 
Yazıya Puan Ver
 
PuanMetre 1 2 3 4 5
Oy Sayısı:0  Puan:-  

Yorumlar



Uzmanlar
    
    
    
 

Son Yorumlanan Gruplar
Haydi Karting Yapalım!
çok önce
Benim Babam
çok önce
Bana bir masal anlat
çok önce

En Yeni Gruplar
Festival
deneme
Kurs


Email RSS Linkedin Friendfeed Twitter Facebook Sitemizi sosyal medyadan da takip edebilirsiniz.
Anasayfa | Hakkımızda | Blog | Yasal Uyarılar | İletişim | S.S.S | Site Haritası | Üyelik Sözleşmesi | Üyelik İptali | Seçtiklerimiz

Copyright © 2008 www.ebeveyniz.biz, Her Hakkı Saklıdır.
Powered by Pozitim Teknoloji